Please assign a menu to the primary menu location under MENU

GenelModaYaşam

Prenses mi? Patron mu? Hayır o #Girlboss

197views
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

“Girl power”, “Start-Up”, “Vintage”, “E-Ticaret” ve daha pekçoğu…

Son dönemlerde kulağımıza çalınan tüm bu terimlerin ne anlama geldiğini bilmiyorsanız, henüz kulağınıza çalınmadıysa ya da duydunuz ve ilginizi çekiyorsa bunların hepsini öğrenebileceğiniz, biraz da keyifli vakit geçirebileceğiniz bir önerim var. Sıkı durun geliyor!

Karşınızda GIRLBOSS!

Girlboss, Sophia Amorusso’nun bizzat kendi hikayesini anlattığı anı kitabından, hepimizin sevgilisi Netflix’in uyarladığı dizisi. Burada üzücü bir haber vermem gerekiyor dizi yalnızca bir sezon sürüyor çünkü Netflix ikinci sezonu iptal etti. Yine de dizinin birinci sezonu, izleyicinin hayalgücüne bırakarak çok da “aaa ne olacak şimdi” dedirtmeden bitirdiğini belirtmeliyim. O yüzden mini dizi tadında izlenebilir diye düşünüyorum.

Girlboss, henüz hayatının baharında, hayatta ne yapacağına karar verememiş ve çevresi, özellikle de ailesi tarafından umursanmamış, girdiği hiç bir işte dikiş tutturamayan Sophia’nın nasıl hayatının patronu olduğuna odaklanıyor. Burda yazının gerisini okuyacakları uyarmalıyım, birazdan okuyacaklarınız spoiler içeriyor olabilir! Eğer yok ben almayayım diyorsanız sizi direk “Bu diziyi neden izlemelisiniz?” sorusuna cevap veren “Son Paragraf” alalım.

Sonra geri gelip yazıyı okuyun ama lütfen.

Dizi 2006 yılında San Fransisco’da geçiyor. Sevgili Sophia’yı (Britt Robertson) yaşadığı bir takım problemlerle uğraşırken görüyoruz. Cebinde kalan son 9 dolarıyla –yanlış hatırlıyor olabilirim- bir “Vintage” dükkanından aldığı efsanevi bir ceketi, döneminin en büyük icadı olan (ki hala öyle olabilir) E-bay üzerinden satışa çıkarması ile içindeki tüccarı keşfettiği an diziye kitleniyoruz diyebilirim. İtiraf edin hepimiz en az bir kez “Dolabımdakileri satsam dünya para kazanırım” demişizdir. Heh işte Sophia tam da bunu yapıyor ve görür görmez aşık olduğu o ceketi bir saniye bile düşünmeden aldığı fiyatın yaklaşık 50 katına falan E-bay üzerinden satarak ticarete atılıyor ve hikaye burdan sonra gelişiyor zaten.

Şimdi gelelim dizi bize neler veriyor. 

 

Hepimizin ne yapacağına karar veremediği ve bir noktada bize köstek olan akrabalarımız, arkadaşlarımız veya yakın çevremiz yüzünden kendimizden nefret ettiğimiz anlarımız elbette ki olmuştur. Girişte girl power dedim ancak bundan da ziyade en umutsuz olduğumuz anda bile yapabileceğimiz bir şey mutlaka olduğu yönünde cesaretlendiren bir yanı var dizinin. Ve evet bu noktada ana karakterin genç bir kadın olması, güçlü duruşu ve kendi kendine ayakta durmayı başarma serüveni “Powerpuff Girls” ten bu yana gördüğümüz en iyi “girl power” tetikleyicisi diyebilirim.

Vintage?

Dizide çok sevdiğim bir kısım Sophia’nın fütursuzca vintage kıyafetleri alıp, değiştirip sattığı sırada vintage kıyafetlere aşkla bağlı bir grup insanın “Hoop dur bakalım sen ne yaptığını sanıyorsun?” diyerek durdurmaya çalıştıkları kısımdı. Tüm dünyada yanlış anlaşıldığını düşündüğüm vintage akımını ve ne anlama geldiğini çok güzel anlatan, her görüğünüz eski kıyafetin vintage olmadığına bunun için bir takım kriterler ve aslında her birinin birer tarihi eser olduğuna yapılan atıf gerçekten oldukça başarılıydı. Öte yandan siz ne derseniz diyin ben yine bildiğimi okurum diye tüm engellemelere meydan okuyan Sophia’nın ticaret meydanındaki çetin zorluklarla mücadelesi asla yılmayın mesajı da veriyordu.

 

Siz de mi girişimcisiniz?

Ne iş yapıyorsunuz sorusuna verilen son zamanların en popüler ve havalı cevabının ne olduğunu merak ediyorsanız hemen bombayı patlatıyorum : Ah şey.. Girişimciyim ben! Girişimci olmak aslında bir karakter özelliğiyken bir anda pek çok yeni iş fikri ve dijitalleşen dünya ile birlikte hayatımıza bir meslek olarak entegre oldu. Sophia’nın aslında tek amacı kısa vadede kolayca para kazanmakken bir anda istemeden girişimci oldu. Çok sevdiği iki şeyi, yani vintage kıyafetler ve para kazanmayı bir araya getiridi ve bize yine bir mesaj verdi: Başkalarının ne dediğini çok umursamayın, para kazanmak için sevdiğiniz bir iş yapın. Ya da en azından benim çıkarımım bu oldu. Hee şunu da belirtmem gerekiyor ki ticaret ciddi bir bilgi birikimine de ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple Sophia’nın da yaptığı gibi işletme ile ilgili bir kaç kitabı da not etmek ve ilk fırsatta okumak gerekebilir bir işe girişmek için.

Çocuk da yaparım Kariyer de!

Dizi de Sophia’nın çocuğu olmuyor elbette. Yoksa oluyor mu? İzleyince görürsünüz nasılsa ama şimdi yazacaklarımı başka bir başlıkla ifade edemezdim. Söz konusu para kazanmak, iş, yükselen kariyer olunca sosyal hayat biraz ikinci planda kalıyor. Öyle ki arkadaşlarınız, eşiniz, sevgiliniz onlara vakit ayıramadığınız için uzaklaşabiliyor ve hatta sizi terk edebiliyor. Sophia bize bunlarla ilgili de mesajlar veriyor. Bunlardan ilki “İş başka, arkadaşlık başka”. Sophia’nın dizinin başından sonuna kadar yediği içtiği ayrı gitmeyen bir dostu var ve süreç içerisinde arkadaşıyla bu iş için biraz sorunlar yaşıyor. Bir şekilde hallediyorlar tabi meseleyi ama yine de burdan bir ders çıkarmak geerekir. Her şeye eşit vakit ayırmaya çalışın ya da bir seçim yapın. Yapılan seçimler sonu üzücü de olsa yapılmalıdır bazen.

Fırsatın Kapınıza Gelmesini Beklemeyin

Sophia gerçekten çok büyük bir problemle karşılaşıyor ve neredeyse iflas ediyor falan öyle büyük. Oturup ne yapacağım ben diye kara kara düşünürken harekete geçmesi gerektiğini düşünüyor ve bir anda atılım yapıyor. Ne mi yapıyor? Diziyi izleyin canım onu da söylemeyeyim. Dizinin son bölümü bize bir kaç mesaj daha veriyor. 1) Hayatınızda iyi insanlar biriktirin. 2)Kapanan kapının tekrar açılmasını beklemek yerine duvarı kırıp yeni bir kapı inşa edin.

Girlboss, ejderhalardan, entrikadan, seksten ve vahşetten uzak gerçekten tam yazlık, eğlencelik bir dizi. Tam da üniversite tercih döneminde ya da yeni başlangıçlar için kafa dinleyebileceğiniz bir dönemde durup “Napıyoum ben?” diyen varsa harika bir seçenek açıkçası. Gerek içerdiği mesajlar, gerekse Britt Robertson’ın inandırıcı ergen tripleriyle izlenesi bir dizi olmuş. Özellikle 2006 yılının teknolojisi, giyim ve yaşam tarzı baya başarılı bir şekilde ekrana aktarılmış.

Hayatının patronu olmak isteyen herkese şiddetle öneriyorum!

Emir Anderoğlu

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Leave a Response